KÜÇÜK ALBERT DENEYİ

Bilim dünyasının en korkunç deneylerinden biri olarak kabul edilen ve Korku doğuştan gelen bir güdü müdür, sonradan edinilmiş bir refleks mi sorusuna yanıt arayan John Watson deneyi.

Davranışçı kuramın öncülerinden ve en bilindik temsilcilerinden biri olan John Watson, 1920′ lerde, Pavlov’un köpek deneyinden esinlenerek ( hani, köpek, zil,et vardı ya, koşullanma ile ilgili, hah o deney ) haince bir plan tasarladı. Acaba dedi korku edinilir mi yoksa halihazırda orda mıdır? Bir bebeğin canına nasıl okunur göstereyim el aleme. Tamam tamam ciddi ciddi devam edeceğim, hah o deneyden devam ediyorum, oraya kadar bir sıkıntı yok bence.

Çocuklardaki duygusal tepkilerin gelişmesinde koşullanmanın oynadığı rolü sorgulayan adamımız Amerikalı Psikolog John B. Watson ( 1878 – 1958 ), asistanı Rosalie Rayner ile birlikte, çalıştığı John Hopkins Hastanesinin kreşinde aradığı adayı bulur. 1919 kışıdır ve 1920′ de sona erer zaten deney. 8 aylık Albert ( Adının Douglas olduğu bilinse de kayıtlara Küçük Albert Deneyi olarak geçmiştir ) bir kaç ay boyunca sadece bir yer yatağının olduğu odada bazı uyaranlara maruz tutulup tepkisi ölçülür. Bir fare, bir tavşan, bir köpek, yanan kağıtlar, Watson’ un taktığı saçma  maskeler ve peruklar gibi. Minik Albert bu uyarıcıların hemen hepsine gülümser ve veya dokunmaya çalışmak gibi tepkiler gösterir.

Hiç kimse onu öfke ve korku halinde görmedi. Bu çocuk hayatında ağlamadı. 

Çocuk hiçbir durumda herhangi bir korku belirtisi göstermedi. 

( Watson & Rayner, 1920, s:2 ) Kaynak: Rod Plotnik, Psikoloji’ ye Giriş kitabı s:204

Ardından Watson’ un aklına dahiyane bir fikir geldi ve bir çekici metal bir çubuğa vurayım, hem de tam da Albert tekrar tekrar gösterilen fare, tavşan ve köpeğe dokunmak üzereyken yapayım bunu da bebenin aklı çıksın, ömür boyu tüylü her şeyden ürksün dedi. Zekana güveniyorum okur, şaka yaptım dedirtme bana.

Anlayacağınız küçük Albert, Watson ve Rayner tarafından defalarca önce sessiz sonra sesle birlikte fare, tavşan, köpek gibi uyaranlara maruz bırakılıyor. Sonunda amaca ulaşılıyor ve Albert, fareyi gördüğü anda ağlamaya başlıyor artık sese dahi gerek kalmadan.

Bebek, fareyi gördüğü anda ağlamaya başlıyordu. 

( Watson & Rayner, 1920, s:5 )

Watson, Albert’ in duygusal tepkisini koşullandırmayı başarmıştı. Genellemeyi test etmek amaçlı denemelerinde de başarılı oldular. Tavşanı görür görmez de ağlıyordu artık minik Albert. Sese, gürültüye de gerek olmadan hem. Klasik şartlanma işliyordu, yaşasındı.

KÜÇÜK ALBERT’ A NE OLDU?

Sonra mı ne oldu? İddialara göre, Albert’ in annesi aynı hastanede süt anne olarak görev yapmaktaydı ve ya olayı öğrenince ya da çocuğunun sürekli ağlamalarına dayanamayınca Albert’ ı da alıp sırra kadem bastı. Sonradan öğrenildi ki Albert’ ın asıl adı Douglas ve 6 yaşındayken Hidrosefali’ den ölüyor.

Belki  Watson deneyinde amacına ulaştı ve duygusal tepki koşullandırılabilir sonucuna ulaştı ama, amaları çok bu deneyin işte. Bu Watson değil miydi, bana istediğiniz çocuğu verin, onu doktor, katil, hırsız veya avukat yapayım diye iddiada bulunan. Be adam sen bu çocuğu seçtin, ödünü de kopardın neden tedavi edip bırakmazsın, geriye dönüp çözmezsin durumu. Yazık la çocuğa. 

Davranışçı psikolog Watson ve asistanı Rayner’ ın gerçekleştirdikleri Küçük Albert Deneyi olarak kayıtlara geçen bu deneyin videosunu izlemek isterseniz hemen altta duruyor bir tane, youtube’ da bol miktarda mevcut. Görüşürüz bir başka konuda. Sevgiler.

 

 

 

 

5
Sending
User Review
2 (2 votes)

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.