VARLIK YAYINLARI CEP SERİSİ ANISINA BİR YAZI

1946 yılında kurulan Varlık yayınları, 1950 yılında Yaşar Nabi Nayır’ın herkes okusun, okuma sevgisi yayılsın diye 1 Liraya Cep kitapları serisini yayınlamasıyla büyür.

VARLIK YAYINLARI CEP

İşte Varlık Yayınları Cep Serisi toplamaya başlamam 90’larda, Aslıhan ile başlar. Orada karşılaştığım bir Dostoyevski ile. Sevimli görünümlü ve iyi çevirilerdi birçoğu. Hatta aynı kitabın farklı çevirilerini toplamaya başladım bir süre sonra. 

Elimdekilerin tarihi 1995. En eskisi ise 1962 yılı Kafka’nın Ceza Sömürgesi, Turan Oflazoğlu çevirisi. 2. baskı. İlk baskısı 1955 yılında yapılmış. ( 19 ocak 2018-Düzeltme: 1957 yılı Küçük Mitologya Sözlüğü, Behçet Necatigil, bu da varmış, yeni buldum, ekledim. )Tarih kokusunu severim. Geçmişin kendine has, yorgun bir kokusu vardır. Beyoğlu’nda büyüdüm ben. Dolayısıyla her gün bakkala gider gibi uğrardım Aslıhan Sahaflar Çarşısı‘na. İstiklal Caddesinde Balık pazarı girişinde sol tarafta. Benim için eve gidişte solda evden gelişte sağda. 2 katlı sahaflarla dolu pasaj, zaman geçtikçe kapanıp el değiştiren dükkanlara dönüşse de halen direnen birkaç sahafla ayakta durmaya çalışıyor. Yıllarca ayakta durmayı başarabilen kitapsever sahipleri tarafından işletilen 3 adet kitapçı vardır ki, zaten müdavimleri iyi bilir. 

KİTAP SEVMEK, KİTAP KOKUSU SEVMEK

Dostoyevski, Kafka, Camus, hatta Behçet Necatigil’in çevirileri diye kendime yeni hevesler yaratıyordum. Sonra mı ne oldu? Genişleyen arşivimin bir kısmını sattım kitapçılık yaptığım dönemde, bir kısmını hediye ettim, bir kısmı da çalındı işte. Elimde kalanlar hepi topu o seriden resimde gördükleriniz. 

Kitap severler iyi bilir kitap kokusu adamın ruhuna işler. O iç geçirici selüloz ve fırından yeni çıkmış ekmek kokusu gibi sizi sarmalayan ılık sayfalar. O yaprakları hızlıca çevirdiğinizde yüzünüzü yalayan hafif meltem. Hele eskiyse kitap, hele sararmışsa yaprakları, eprimişse, zamanın izlerini taşıyorsa her bir yaprak, daha bir kıymetlidir benim için. İçinde bir imza varsa mesela bir not, bir bilet, bir tarih, bir isim, öyle yücelir ki o kitap, içeriğinin çok da önemi olmaksızın. 

Sabah ezanıyla yola çıkar, soluğu Feriköy’de eskicilerde alırdım, hurdacılarda işte. Orada Nişantaşı, Şişli, Kurtuluş civarında hurdacıların topladığı gazete ve kağıt balyaları boca edilirdi. Erkenden buraya doluşan kitapçı ve antikacılar da kısmetlerine düşeni kovalamaya başlarlardı. Odalarca gazete balyası düşünün ve aralarda gezen fareler, kitap, dergi ( özellikle mimarlık dergileri ve müzayede katalogları gözdemizdi, satması kolaydı ), yığınlarca balya arasında bir avuç insan işine yarayacak, belki hayatını kurtaracak bir kağıt parçası, bir belge, bir kitap, antika bir kutu bulma derdinde. Hah işte ben de burada çok karşılaştım çok da satıp ekmeğini yedim bu serinin, pek itibar edilmez, yüzüne de bakılmazdı doğrusu birçoğunun. 

Mal bulmuş Mağribi gibi saldırıyordum diyecektim ama derken farkettim ki bu bile ayrımcılık kokan bir deyim. Böyle deyimler var Türkçemizde ki; en sevmediğim: Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, bu deyim benim tüylerimi diken diken ediyor.

Nereden nereye geldik Varlık Yayınları diyorduk Cep serisi diyorduk, halen karşınıza çıkan ilk sahafta rastlayabileceğiniz türden. Edinin bir tane. Keyifle okuyun ve bulundurun kütüphanenizde.

varlık cep

Varlık Yayınları Cep Serisinden elimde kalanlar.

Dostoyevski Kitapları yazımı okumak isterseniz, linki burada. Sevgiler.

 

5
Sending
User Review
4 (1 vote)

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.